FANDOM


“Nicole?”

“Ne var anne?”                                      

“‘Salon’ yazan kutuyu gördün mü?”

“Hayır anne!”

Sürekli soru sormasından bıkmıştım. Kulaklıklarımı tekrar takıp tam dört kere bölünen şarkının son seslerini dinlemeye devam ettim. Taşınmayı ben istemiştim ama bu kadar sinir bozucu olduğunu bilseydim asla istemezdim. Babamın ölümünden sonra o evde, hatta o şehirde bile daha fazla kalmak istememiştik ve taşınmıştık. Ama hiçbir yerde rahat hissetmeyip neredeyse tüm ülkeyi gezmiştik. Son taşındığımız yer Boston’du. Boston hakkında, çay partisi dışında, çok şey bilmiyordum ama güzel bir şehre benziyordu. Zaten pek arkadaşlık kurmazdım çünkü fazla dışarı çıkmazdım. Annem eskiden bir moda dergisinin yayın müdürüydü ama artık kendi kıyafet tasarımlarını yapıyordu. Annem hayatını tamamen değiştirmek istiyordu. Bende aynısını yapmayı düşündüm. Yeni bir okul, yeni arkadaşlar, yeni bir erkek arkadaş.

Her zaman siyah giyinirdim. Simsiyah bukle bukle saçlarımı her zaman salık bırakırdım, asla aksesuar kullanmazdım. Ama artık rengârenk tişörtler giymeye başlamıştım ve bu hoşuma bile gitmeye başlamıştı. Asla makyaj yapmazdım ama bu sabah ilk defa rimel sürmüştüm. Upuzun kirpiklerim daha uzun ve daha dolgun görünüyordu. Kendimi ilk defa aynada izlemiştim. Annemin bronz allığını ve şeffaf bir dudak parlatıcısı sürdüğümde kendimi güzel hissetmiştim. Annemin tasarladığı beyaz renkte bir çantayı da alıp dışarı çıkmak için anneme haber vermeye gittim. Annem dışarı çıkacağımı duyunca çok sevindi ve ‘kendine dikkat et’ bile demeden beni kovdu sanki.

Villamız şehrin merkezindeydi. Şimdiye kadar yaşadığım en büyük ev olmasa da gayet gösterişli bir evdi. Birkaç lüks apartmanın arasındaki Belçika tarzı modern bir villaydı. Beyaz, basit duvarları ve siyah tahta kenarlıklı kocaman camları vardı. Evi gördüğümde hemen beğenmiştim. Tam annemin tarzındaydı ve içerisini gerçekten güzel biçimlendireceğine emindim.

Boston hakkında çok bilmediğimden evimizin iki sokak ilerisinde bir parka gitmeye karar verdim. Yazın son günleriydi ve sıcak havanın tadını, çıkarabildiğim kadar çıkarmalıydım. Park müthiş bir yerdi. En az Central Park kadar büyük, içersinde birçok farklı oyun alanı, kafe, restoran ve farklı atraksiyon bulunduran, pek çok farklı bitkiye de yer verilmiş, çok kalabalık olmayan, rahat, dinlendirici ve huzurlu bir yerdi. İçinde hafif bir petunya kokusu taşıyan yaz esintisiyle sallanan bir palmiyenin altındaki gölgeli alana oturup kameramı çıkarttım. Dokuz yaşımdan beri fotoğraf çekerdim. On ikinci doğum günümde aldığım kameramı yanıma almadan hiçbir yere gitmezdim. Parktaki sevgilileri, oynayan küçük çocukları, dedikodu yapan genç kızları çekmeye başladım.

Kısa bir zaman sonra gözüme hoş gelen bir kafeye oturdum. Kafe, İngiliz koloni tarzında, kocaman beyaz bir çadırı andıran bir yapıttı. Dışarıdaki kahverengi, yuvarlak masalardan birine oturmuştum. Etrafımı palmiyeler ve yakında duran üzerinde bir melek heykeli olan bir kuyudan gelen su sesi sarmıştı. Bir kahve ve yanına biraz vanilyalı dondurma sipariş ettim. Çantamdan kitabımı çıkardım ve kitabın sayfalarına daldım. 

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

Also on FANDOM

Random Wiki